TEH 2024
Türkiye’nin enfeksiyon hastalıkları haritası çıkarıldı
Koç Üniversitesi İş Bankası Enfeksiyon Hastalıkları Araştırma Merkezi (KUISCID) öncülüğünde, Türkiye’nin dört bir yanından 100 uzman bilim insanı, ülkemizdeki enfeksiyon hastalıklarının mevcut durumunu belirlemek ve yeni hipotezler ile hedefler oluşturmak amacıyla “Türkiye Enfeksiyon Hastalıkları Raporu”nu hazırladı. Bu rapor, solunum yolu enfeksiyonları, üriner sistem enfeksiyonları, gastrointestinal sistem enfeksiyonları, sağlık bakımıyla ilişkili enfeksiyonlar, antimikrobiyal yönetim, vektörlerle bulaşan enfeksiyonlar, HIV enfeksiyonu, COVID-19, bağışıklama, sinir sistemi enfeksiyonları ve tüberküloz gibi başlıkları kapsamaktadır. Raporda, antibiyotik direnci, hızlı ve doğru tanı yöntemlerinin eksikliği, gereksiz antibiyotik kullanımı ve bağışıklama oranlarının düşüklüğü gibi konulara dikkat çekilmiştir. Ayrıca, HIV enfeksiyonunun geç tanısı ve tedaviye erişim konusundaki zorluklar vurgulanmıştır. Raporda, yerel çözümler geliştirilmesi ve ulusal kılavuzların oluşturulması gerektiği belirtilmiştir. KUISCID Direktörü Prof. Dr. Önder Ergönül, enfeksiyon hastalıklarında bilgi, teknoloji ve inovasyonu birleştirerek bir yol haritası oluşturmayı hedeflediklerini ifade etmiştir.
“Kendi sorunlarımıza kendi çözüm önerilerimizi geliştireceğiz. Bu mümkün.”
KUISCID Direktörü Prof. Dr. Önder Ergönül, rapora ilişkin değerlendirmesinde, enfeksiyon hastalıklarında bilgi, teknoloji ve inovasyonu harmanlayarak bir yol haritası oluşturmayı hedeflediklerini belirterek, “Antibiyotik direnci başta olmak üzere enfeksiyon hastalıkları alanında Türkiye, Avrupa bölgesinde en çok sorun yaşayan ülkelerden biri. Bu tür sorunlara çözüm önerilerinin, bu ülkenin son derece yeterli uzmanları tarafından getirilmesi gerekir. Ülkemizin uzman kadroları yetkin. Kendi sorunlarımıza Amerika ya da İngiltere’de hazırlanmış rehberler üzerinden tedavi uygulamakla yetinmek istemiyoruz. Sorun bizde, çözümün de bizde olmasını istiyoruz. Bu mümkün.” dedi.
Yapılacak çalışmaların bilimsel dergilerde ve ilgili web sayfasında yer almasının ötesinde genele hitap edecek şekilde ülkemizde sağlık okur yazarlığının gelişmesine hizmet edecek şekilde paylaşılacağını vurgulayan Prof. Dr. Ergönül, sözlerini şöyle sürdürdü:
“KUISCID olarak Dünya Sağlık Örgütü’nden Avrupa Enfeksiyon Hastalıkları Derneği’ne kadar pek çok önemli kurumla iş birliklerimiz var. Koç Üniversitesi’nde İş Bankası’nın desteğiyle artık güçlü bir araştırma merkezine sahibiz. Buradan çıkacak sonuçlarla yapılacak araştırmaların devamıyla, raporumuz her yıl TEH internet sitesi https://teh.kuiscid.org/) üzerinden yenilenip geliştirilerek sürdürülecek. Böylece meslektaşlarımız, mesleklerini daha güvenle ve bilinçle yapabilecekler.
Merkezimizin temel amaçları:
- Veri toplamak ve paylaşmak
- Veriyi bilgiye dönüştürmek
- Öncü bilimsel araştırmalar yapmak
- Araştırma önceliklerimizi belirlemek.
Bu toplantıda amaçlarımız doğrultusunda nerede olduğumuza dair kritik önemde bilgiler paylaşıldı.
Merkezimiz COVID-19 pandemisi sırasında kuruldu. Türkiye’de resmi kayıtlara göre yaklaşık 17 milyon kişi COVİD-19 hastalığı geçirdi ve 120 bin kişi hayatını kaybetti. COVID-19 artık influenza, RSV gibi solunum virüsleri arasında sayılan virüslerden biri. Hastalığın erken dönemllerinde ülkemizde molnupiravir kullanılıyor ancak bazen ilaca erişimde sorunlar yaşanabiliyor. Merkezimizde klinik uygulamaların dışında tanı kitlerinin geliştirilmesi ve aşı etkinliğine dair çalışmalar yapıldı. Bu çalışmalar, solunum virüsleri başlığında sürdürülmektedir.
Türkiye’de solunum yolu enfeksiyonları (SYE) sağlık merkezlerine en çok başvuru nedenleri arasında yer alan halk sağlığı için ciddi bir tehdit oluşturan enfeksiyonlardır. Özellikle hem çocuklarda hem de risk grubundaki erişkinlerde görülen yüksek oranlar ve kış aylarında sağlık sisteminde oluşturduğu yoğunluk endişe vericidir. Ancak en büyük sorun, virüs bakteri ayrımının yapılamaması, antibiyotik direncinin hızla artması ve tanıda gecikmedir.
Türkiye, antibiyotik kullanımında OECD ülkeleri arasında en ön sıralarda yer alıyor. Reçetelenen ilaçların yaklaşık üçte birini antibiyotikler oluşturuyor. Bu durum, zatürre, ishalli hastalıklar ve idrar yolu enfeksiyonları gibi enfeksiyonlarda kullanılan antibiyotiklerin etkisini azaltarak tedavi süreçlerini zorlaştırmakta ve ölüm riskini artırmaktadır. Özellikle pnömokoklarda penisilin direncinin son yıllarda artması, durumu daha da kritik hale getirmiştir.
Viral enfeksiyonlarda gereksiz antibiyotik kullanımı oldukça yaygın. Bu durum hem antibiyotik direncini artırmakta hem de hastaları gereksiz ilaçların yan etkilerine maruz bırakmaktadır. Hızlı ve doğru tanı yöntemlerinin eksikliği, bu sorunu derinleştirmektedir. Türkiye’de solunum yolu enfeksiyonlarına dair kapsamlı ve güncel veri eksikliği, etkili mücadele stratejileri geliştirilmesini engellemektedir. Solunum yolu virüslerinin yakından izlenmesi sayesinde viral etkenlerin dağılımı izlenebilmektedir ancak özellikle atipik pnömoni etkenleri ve antibiyotik direnci konusunda daha fazla araştırmaya ihtiyaç olduğu açıktır.
Moleküler tanı yöntemleri (PCR gibi), virüslerin ve bakterilerin genetik materyalini tespit ederek hızlı ve kesin sonuçlar vermektedir. Ama pahalı testler olmaları kullanımı kısıtlamaktadır. Merkezimiz ulusak klinik algoritmaların oluşturulması üzerine çalışmaktadır.
Hastanelerde ve sağlık merkezlerinde hızlı tanı kitlerinin ve moleküler testlerin yaygınlaştırılması, doğru tedavi kararlarının verilmesini sağlayacaktır. Özellikle PCR gibi gelişmiş yöntemler sayesinde, etken virüs veya bakteri hızla tespit edilerek gereksiz antibiyotik kullanımının önüne geçilebilir. Türkiye, solunum yolu enfeksiyonlarının hızlı ve doğru tanısı için yerli moleküler tanı kitleri geliştirilmesi önemlidir. Bu, dışa bağımlılığı azaltacak, maliyetleri düşürecek ve salgınlara karşı daha hazırlıklı olunmasını sağlayacaktır. Solunum yolu enfeksiyonlarına dair ulusal bir veri tabanı oluşturulması ve düzenli araştırmalar yapılması, sorunların boyutunu ve eğilimlerini anlamamızı sağlayacaktır.
Halkın solunum yolu enfeksiyonları, antibiyotik direnci ve doğru tanı yöntemleri hakkında bilinçlendirilmesi, gereksiz antibiyotik kullanımını azaltacak, hastaların antibiyotik beklentisini azaltacak ve erken tanıya yönlendirecektir. Hekimlerin ve halkın eğitiminde sağlık otoritesi ve mesleki örgütlerimiz yanında merkez olarak bizler de bu sürecin içinde olmak hedefindeyiz. Sağlık çalışanlarının viral etkenlere yönelik tanı testlerini ve bu test sonuçlarının yorumlanması, ülkemizde erişilebilir antivirallerin hangileri olduğu, moleküler tanı yöntemleri ve güncel tedavi yaklaşımları konulanında düzenli olarak eğitilmesi ve bilgilerinin güncellenmesi tanı ve tedavi süreçlerinin iyileştirilmesine katkı sağlayacaktır.
İshalle seyreden gastrointestinal hastalıkların erken tanınması uygun tedavi için önemlidir. Bu alanda etkenlerin sıklıklarının saptanması ve klinik algoritma geliştirilmesi çok önemlidir. Örneğin tifo dışı salmonella enfeksiyonlarının tedavisinde kullanılan siprofloksasine karşı direnç oranımız %60 civarındadır. Bu bilgi etkili antibiyotik önerilebilmesi için kritik önemdedir. Kampilobakter enfeksiyonlarının yaygın olduğunu moleküler testler sayesinde öğrendik. Bu alandaki ulusal veriyi bir araya getirerek büyük resmi görebildik. Bu bilgilerden hareketle klinik yaklaşımları belirleyebileceğiz.
Ülkemizde tüberküloz insindansı azalıyor, son olarak 100 bin kişide 11.5 olarak bildirildi. Ancak tüberküloz tanısında geliştirilmesi gereken alanlarımız var. Hızlı moleküler testlerin kullanımını artırmak ve laboratuvar kapasitesini güçlendirmek gibi tanısal süreçlerin iyileştirilmesi, daha doğru ve zamanında TB tespiti için gereklidir. Göçmenler için hedefe yönelik politikaların uygulanması, kapsamlı tarama ve izleme programlarının başlatılması ve temaslıları için profilaksi tedavisinin iyileştirilmesi, bu popülasyonda artan TB yükünün kontrol altına alınmasına yardımcı olacaktır. Ayrıca, sağlık çalışanlarının bilgi düzeyini artıracak sürekli eğitim programlarının uygulanması ve toplum farkındalığının artırılması, erken tanı ve tedaviye uyumu güçlendirecektir.
Türkiye’de bugüne kadar 45 bin kişi HIV enfeksiyonu tanısı aldı. Genel olarak bakıldığında sayının az olduğunu söyleyebiliriz ancak diğer ülkelerde azalma eğilimi varken Türkiye’de artış görülmesi kaygı yaratmaktadı. HIV tanı ve tedavi süreci değerlendirildiğinde ülkemizde en zayıf halkanın tanı hizmetleri olduğu görülmektedir. Toplumumuzda cinsel sağlık ve cinsel yolla bulaşan hastalıklara dair bilginin az olması, HIV ile ilgili bilgi aktarımının eğitim müfredatına dahil edilememesi, genç nüfusun fazla olması, kayıtsız seks işçilerinin, göçmen sayısının ve madde kullanımının artması, turizmin fazla olması, damgalanma ve ayrımcılık son yıllarda artışın başlıca nedenleri olarak düşünülmektedir.
Türkiye’de üriner enfeksiyonlarının klinik takibi, özel hasta gruplarında enfeksiyonların izlemi ve antibiyotik direncinin izlenmesi konusunda ciddi bir veri eksikliği olduğu görülüyor. Sık kullanılan antibiyotiklere %50’nin üzerinde direnç gelişmiş durumda. Tedavide, en sık kullanılan antibiyotiklerin bölgesel direnç oranlarında farklılıklar nedeniyle ulusal tedavi algoritmaların yanı sıra bölgesel tedavi algoritmalarının da düşünülmesi gerekiyor. Kendi rehberlerimizi belirlemek durumundayız. Çalışmalarda ülke bazında bir milyon kültür sonucu değerlendirildi ve önemli ipuçları elde edilerek rehber hazırlığı başladı.
Sağlık bakımıyla ilişkili enfeksiyonlar sağlıkta kalitenin en önemli ölçüsü ve ülkemizin önemli sorunlarından. Sağlık bakımıyla ilişkili enfeksiyonlarda, izlemin (sürveyans) daha etkin yapılması, salgınların zamanında önlenmesi ve bu enfeksiyonlara bağlı kayıpların azaltılması için var olan insan gücünün akılcı bir şekilde değerlendirilmesi ve yüksek kaliteli eğitimlerle desteklenmesi önem taşıyor.
Kenelerle bulaşan hastalıklardan başı çeken Kırım Kongo Kanamalı Ateşi, dünyada en çok Türkiye’de görülüyor. Her yıl 1000 civarında vaka saptanıyor. Sineklerle bulaşan enfeksiyonlardan Batı Nil Ateşi olgularında geçen yıl artış oldu. Sadece İstanbul ili ve çevresinde 100 vaka saptandı. Vektörlerle mücadelede risk haritalarının tamamlanması, hızlı tanı testleri ve hekimlerin tanı koyabilme kapasitelerinin geliştirilmesi çok önemli. Merkezimizde bu yönde çalışmalar yapılıyor.
Ülkemizde bağışıklama oranları Avrupa ülkelerine göre çok düşük. Kızamık vakalarında artış var.Ayrıca erişkin yaş grubunda da aşılamanın önemi ve zorunluluğunun anlatılması gerekiyor. Grip aşısı olanların oranı %2-3 civarında. Aşılama oranlarımızın artması halkın ve sağlık çalışanlarının eğitimine dayanıyor. Merkezimiz halkı ve sağlık çalışanlarını bilgilendirici programlarını sürdürüyor.
KUISCID Hakkında
Koç Üniversitesi İş Bankası Enfeksiyon Hastalıkları Araştırma ve Uygulama Merkezi (KUISCID), 21. yüzyılın ikinci salgını olarak 2019’un sonunda başlayan ve beklenmedik bir hastalık ve ölüm nedeni olan COVID-19 pandemisinin ortasında, 20 Aralık 2020’de kuruldu. Dünyanın teşhis, tedavi ve korunma konusunda hazırlıklı olmadığı bir dönemde bulaşıcı hastalıklarla mücadeleyi hızlandırmak için kurulan merkez, Türkiye İş Bankası’nın sağladığı destekle araştırma kapasitesini kısa sürede artırdı. Bu sayede güçlendirdiği biyogüvenlik seviye 3 laboratuvarının da katkısıyla olası yeni salgınlara karşı hazır hale gelen merkez, yeni araştırma alanları yaratma ve elde edilen bilgiyi kamuyla paylaşma misyonuyla çalışmalarına dört yıldır devam ediyor.
KUISCID Faaliyet Raporu
KUISCID FAALİYET RAPORU (2020-2024) – KUISCID